26 Şubat 2011 Cumartesi

SitePiyango Hakkında Bir İnceleme

Bir süredir neler oluyor takip edemiyorum, malum vizeler sınavlar işler derken günün nasıl geçtiğini bile anlayamıyorum. Ancak dün bir iki yerde SitePiyango'dan bahsedildiğini gördüm. Bunlardan benim için en manidar olanı teknoblogo.com'un friendfeed üzerinde yaptığı SitePiyango incelemesi oldu. Post biraz uzun, oturup okuyacak zamanınız yoktur, o yüzden ben size bir özet geçeyim :

teknoblogo.com 24 kasım 2010 günü SitePiyango'yu kazanmış ve gün sonunda SitePiyango'nun kendisine nasıl bir avantaj sağladığını incelemeye almış. Sonuçlar şu şekilde :

Genel Ziyaretçi Sayısı


Aşağıdaki grafikte sitenin aldığı ziyaretçi sayısını görüyoruz, normalde 60 civarı seyreden genel ziyaretçi sayısı, 24 aralık günü sayı 128 gibi bir rakama ulaşmış.



Sitenin sahibi incelemesini yaparken durumu "24 Aralık'ta grafikte çok büyük bir sıçrama olduğunu söyleyemem" şeklinde ifade etmiş.

Tekil Ziyaretçi Sayısı


Burada güzel haberler var. Normalde günde 30~40 arasında değişen ziyaretçi sayısı birden 112 ye fırlıyor.



Malumunuz, tekil ziyaretçi sayısı sizin sitenizi o gün kaç farklı kişinin ziyaret ettiği manasına geliyor. Bu da sitenizi beğenip takip etmeye başlayacak sadık kullanıcılarınızın oluşma ihtimali demek. Bu noktada şöyle bir eleştiri yapılmış :

SitePiyango.com ziyaretçilerini doğrudan sitenize yönlendirdiği için daha önce sitenizi keşfetmemiş olanların, sitenizi keşfetme ihtimali artıyor. Ancak sitepiyango.com ziyaretçileri genel olarak sitelerini tanıtmaya endeksli oldukları için sizin sitenizle çok fazla vakit geçirmeden doğrudan SİTENİ EKLE linkine tıklıyorlar.

Ancak arkadaş buradaki eleştiriyi yaparken yanılıyor. Kazanan siteye gönderilen ziyaretçilerin sadece çok küçük bir bölümü kendi sitesini eklemek isteyen kişilerden oluşuyor.

Peki SitePiyango üzerinden gelen ziyaretçiler nereden geliyor ? Hemen 24 aralık gününün katılımcı verileri ne bakalım.



Halihazırda, teknoblogo.com SitePiyango'nun sergisindeyken, o günün çekilişini kazanmaya çalışan siteler, katılım kuponu kazanmak uğruna bolca ziyaretçi göndermişler. SitePiyango üzerinden gelen trafiğin kaynağı burası. Bu linkler üzerinden gelen kişilerin sitelerini eklemeye geldiklerini söylemek imkansız zira; katılımcılar, arkadaşlarını veya kendi sitelerine gelen ziyaretçileri SitePiyango sitesine, dolayısıyla kazanan siteye sokmaya çalışıyorlar. Bu da çok farklı insanların kazanan siteye yönlendirilmesi demek.

Sekme Oranı (Bounce Rate)


Yukarıda belirtilen sebepten ötürü, SitePiyango üzerinden gelen ziyaretçilerin büyük bir çoğunluğu açık konuşmak gerekirse öncelikle nerede olduğunu anlamak ve daha sonra girmiş olduğu siteyi incelemek üzere harekete geçiyor. Bu yüzden evet grafiklerde belli bir miktar oynama beklentisi içinde olsam da. Sitenizini değerini düşürecek bir dalgalanmaya yol açacağını sanmıyorum. Zira yapılan inceleme de iddamı destekler şekilde :



Sonuç


Bu yazının sonuna gelirken hem teknoblogo tarafından yapılan incelemeyi özetlemiş oldum, hemde bazı yanlış anlaşılmaları açıklamaya çalıştım . Lütfen siz de SitePiyango hakkında, bu yazı hakkında yorum yapmaktan, tartışmaktan çekinmeyin.

Unutmayın, :)
  • SitePiyango'yu kazanmanız sadece anlık trafik artışı anlamına gelmez. Yeni insanların sitenizi keşfetmesi anlamına gelir.
  • SitePiyango'ya katılmak, Bounce Rate'inizi arttırmaz.

İnternet İşi Kurmak İsteyen Acemilere Tavsiyeler

Şimdi bu başlığı attım ama küstahlık olarak anlaşılmasın. Bende şahsen henüz bir baltaya sap olabilmiş değilim. Ya da şöyle söyleyeyim henüz istediğim baltaya sap olabilmiş değilim. Bu tip işleri bir yerlerde çalışarak öğrenmedim ya da etrafımda internet işi ile ilgili girişimde bulunmaya kalkışan örnek alabileceğim arkadaşlarım yoktu. Olanlar da tam olarak benim geçtiğim yollardan geçmemişti. O yüzden öğrenme sürecim zorlu oldu, olmaya da devam ediyıor. Yine de bu kadar debelenmeye belli bir yol katettim ve bu yolu kat ederken yüzlerce hata yaptım. Kendimce şimdiye kadar yaptığım hatalardan çıkardığım bazı sonuçları derleyip toplayıp not etmek istedim şuraya. Hem sizde faidelenmiş olursunuz.

Siteyi Açmadan Önce Topluluğu Tanıyın



Evet burada sert bir çıkış yaptığımın farkındayım. Başka insanların tavsiyelerini okuyacak olursanız "internette iş yapmak için siteniz olması şart!" gibi cümleler okursunuz. Buna şu noktada katılıyorum. Eğer bahsi geçen işi gerçek hayatta somut olarak halihazırda yapıyorsanız. Evet siteyi açın. Bu daha kurumsal bir kimliğe bürünmenizi sağlar. Örneğin çiçekçi dükkanınız varsa ve bu işi internetten yapmak istiyorsanız siteyi açmanız gerekiyor. Ancak başlangıcı zaten internet olan bir iş yapacaksanız acele etmeyin.

Ben acele ettim bilsin'i kurup çalıştırmaya başlamak gibi bir çabaya giriştim. Ancak site bittiğinde insanlar ne duyuru bırakıyorlar ne de duyurulara yorum yazıyorlardı. Gelenler ise siteyi çoğunlukla yanlış kullanıyorlardı. Kodlama ve tasarıma ayırdığım zamanın bir o kadarını siteye gelen insanları bir anlamda terbiye etmek için ve alışkanlık kazandırmak için harcadım. Bunun üzerine bir de topluluğun ihtiyaçlarını tanıma sürecini kurmuş olduğum site üzerinde gerçekleştirdiğim için ekstra masrafa girdim. Daha önce eklemiş olduğum "duyurulara resim ekleme" desteğini kaldırdım, daha sonra her subdomain için ayrı kategori ağacı gerektiğini düşünüp ; nedeyse bütün mimariyi değiştirdim. Ta ki Oğuz beni duruma uyandırana kadar. Sonra ayıldım. Ben ettim siz eylemeyin, bunu yapmayın. Temelinizi halihazırda büyük kullanıcı kitlesi olan mecralarda oluşturun. Örneğin istanbul içi için bir iş arama bulma sitesi yapmayı planladığınızı düşünelim. Gidip bu işi bir facebook grubu üzerinden hayli hayli götürebilirsiniz. Bu sırada en çok müşterinizin kim olduğunu. Kullanıcı kitlenizin ihtiyaçlarının ne olduğunu ve alışkanlıkları çözmüş olursunuz. Örneğin bilsin'e bir facebook grubu olarak başlasaydım insanların duyurularına resim eklemek gibi bir alışkanlıklarının olup olmadığını öngörebilirdim.

Sizinle Aynı Yolu Yürümek İsteyen İnsanları Bir Araya Getirin


Yürümek istediğiniz yolda yürümek isteyen bir sürü insan var. Tamam belki sizinle aynı işi yapmak istemiyorlar ama ortak paydaları var. Onlarla bir araya gelin ve fikir alışverişi yapın. Bunu çeşitli toplantılar vasıtasıyla ya da internet üzerinden yapabilirsiniz. Bu herkesin faydasına olur, bir araya getirdiğiniz insanlar size minnet bile duyar. Örneğin Python ve Django konusunda ilerlemeye karar verdiğimde birkaç arkadaşa bir blog açmayı teklif ettim. Hepimiz öğrendiği şeyleri orada paylaşacak, bir nevi birbirine ders vermiş olacaktı. Onlarda buna hak verdiler, python-tr blogu bu şekilde oluştu ve oradan hepimiz çok faydalandık. Bizden başkaları da faydalandı. Sizinde buna benzer bir bir araya getirme operasyonu yapın. Açıkcası bu bloga bu kadar yüklenmemin sebebi de birazda bu.

Ön Araştırma Yapın


Bir dosya yapın kendinize. Önce yapmak kurmak istediğiniz sitenin konseptini ve benzeri konuları google trends üzerinde karşılaştırın. Rakamları not alın. Örneğin ben aşağıdaki araştırmayı daha önce yapmış olsaydım bir sadece part-time ile ilgili sitelerinin duyuru-ilan sitelerinden çok daha fazla iş yaptığını fark etmiş olacaktım.

Grafikleri okumaya çalışırken ileriye dönük tahminlerde yapmaya çalışmayı unutmayın. Arattığınız konu giderek artan bir aranma ivmesine mi sahip yoksa azalan mı?
Tabi rakipleri incelemek de önemli. Sizden önce düşündüğünüz işi yapanlar elbet olmuştur. Onların başarı ya da başarısızlıklarından ders çıkarın. Hatta onların sadık birer kullanıcısı olmanız bunu yapmanızı kolaylaştırır. Aman dikkat kendinizi fazla kaptırmayın :)


Yapacağınız İş Benzersiz Olsun Ama Birazda Benzeyin(?)


Bu kıvamı tutturmak önemli. Rakiplerinizden sıyrılmak için elbette onlardan farklı avantajlar sağlamak zorundasınız. Yani farklı olmak önemli, ancak bunu yaparken insanları şoka sokmayın. Alışık oldukları düzeni tamamen bertaraf etmeyin. Örneğin bir ilan sitesi yapacaksanız halihazırda insanların kullanmakta olduğu ilan sitelerinden çok uzak bir şey yapmaya kalkmayın. Şunu unutmayın ki sizin kullanıcı kitleniz o sitelerden gelecekler ve sizin sitenizi kolayca öğrenip kullanmaya başlamalarını sağlamanız biraz da olsa benzerlikten geçiyor.


Paranıza Çok Güvenmeyin


Elinizde 10.000 lira varsa bütçenizi 5000 liranız varmış gibi hazırlayın. Emin olun ek masraflar çıkacaktır.

Yaptığınız işe Güvenin ve Sabırlı Olun


Ben şahsen aldığım kararları sıksık sorgulama ihtiyacı duyan bir insanım. Hatta bazen zamanda
geri dönüp şunu şöyle değil de böyle mi yapsaydım acaba diye düşünürüm. Aslında bu durum beni biraz yavaşlatsada daha düzgün kararlar vermemi sağlıyor ancak şöyle bir dezavantajı var.
İnsanlara bir şey sunduğunuz zaman ya da bir kitleyi yönlendirmeye kalkacağınız zaman sizin aldığınız kararlara ve oluşturduğunuz ürüne olan güveninizin tam olması gerekli. En berbat işi yapıyor olsanız bile yaptığınız işten tereddüt etmeyin. Unutmayın ki "İmam osurursa cemaat sıçar." Sizin bir kere güvenmediğiniz işe insanlar 10 kere güvenmez. Tabi bu her şeyi görmezden gelin manasına gelmiyor eğer bir hata varsa bunu alttan alttan düzeltmeye bakın.

Bir diğer konu ise sabırlı olmak, eğer daha önceden topluluğunuzu hazırladıysanız işiniz nispeten kolay ancak insanların özellikle sizin sitenizi kullanmaya başlamasını sağlamak oldukça uzun ve yorucu bir işlem. Bu yaptığınız işin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Sabırlı olun.

Biraz Okuyun...


Dünyadaki internet girişimlerini takip edin, teknoloji bloglarını okuyun. Bir de şu kitap önerildi friendfeed'de.

Not : Bu yazıyı oluşturmak için fikir alışverişinde bulunduğum M. Oğuz Karaesmen rizikoo, Evren Yalçın, İhsan Candır, Demods, Lüfti Gül, yedincisenol, Metin Gül ve makseli'ye selamlar eder teşekkürlerimi bildirirm.

Freelance Çalışan Olmak.

İnsanlar, özellikle bilişim sektöründe olanlar freelance çalışmanın çok güzel bir şey olduğunu düşünmeye başladı. İlk bakışta gerçekten de evde çalışma ya da uzaktan çalışma fikri oldukça güzel geliyor insanın kulağına. "Öğlenleğin annemin yaptığı yemeği yerim, çıkarım balkona kafama göre sigara içerim, ondan sonra istediğim saatte başlar istediğim saatte bitiririm işi mis." şeklinde düşünceler uçuşur insanın kafasında... Peki gerçekten öyle mi? bana kalırsa pek değil. Bu yazıda freelance çalışmanın kötü yönlerinden bahsetmek istedim.

Freelance Çalışmak ve Sigorta


Bir şirkette tam zamanlı olarak çalıştığınızda, eğer kaçak çalışmıyorsanız iş yeriniz sigorta primlerinizi ödemek zorundadır. Peki ya freelance çalışıyorsanız? o zaman hiç bir mecburiyetleri yok! Hatta "sigorta primlerimi öde" derseniz, size bir taraflarıyla gülebilirler. Tabi şöyle bir çözüm var; verdiğiniz fiyata çalışma süreniz boyunca ödenecek primlerinizin fiyatını ekleyebilir ve bir tanıdığın yanında kendinizi çalışıyor gösterebilirsiniz kendinizi. Ama bunu yaparsanız, piyasadaki sizinle aynı işi yapan kişilerden daha fazla fiyat çekmiş olursunuz. Bu da büyük ihtimalle bu sizin o işi kaybetmeniz manasına gelir.

Freelance Çalışmak ve Esnek Çalışma Saatleri


Bunu anlatmak için biraz kurgu yapacağım. Şunu düşünün : siz bir yazılımcısınız ve bir şirkette tam zamanlı olarak çalışıyorsunuz. Elinizde bir iş geliyor. İşin ne kadar süreceğini soruyorlar ve diyelim ki 8 gün diyorsunuz. Kabul ediliyor ve işe başlıyorsunuz. Ancak bir süre sonra sorun çıkıyor, işi belirttiğiniz zamanda bitiremeyeceğinizi anlıyorsunuz. Bu noktada yapacağınız şey üstünüze durumu bildirmek ve işin uzayacağını belirtmektir. Zaten ay boyunca çalıştığınızda alacağınız ücret aynı olduğundan bu şirket için bir sorun olmaz. Ancak; freelance bir çalışan iseniz sürenin uzaması ücretin artması demektir. Fazladan çalışmanız gereken günlerin ücretini isterseniz büyük ihtimalle karşı taraf size arıza çıkartır. **Unutmayın ki o işi almış olmanızın en önemli iki sebebi karşı taraftan istediğiniz para ve zamandır**

Siz işi çoktan almış olsanız bile bu iki parametreden birini değiştirdiğinizde sizden başka yaptıracak birini bulmak oldukça kolaydır. Bu yüzden değil fiyatı arttırmak, zamanla oynamak gibi bir şansınız da olmaz. İşi kaybetmemek adına normalda çalışacağınız zamandan çok daha fazla çalışarak işi zamanında yetiştirmeye çalışırsınız. Evet freelance çalışmak esnek çalışma saatlerinizin olmasını sağlar. Günde 7 saat çalışarak tamamlayacaksanız işi deadline'ı geçirmemek adına günde 10 çalışarak tamamlarsınız. Mis gibi sürmenaj olursunuz.

Freelance Çalışmak ve Prestij


Bu bir Türk geleneğidir, bir genç çalışırken evden çıkmıyorsa o çalışıyor sayılmaz! Siz odanızda amansız bir hastalığa tedavi olabilecek bir algoritma üzerinde çalışıyor olsanız bile, "Bizim oğlan kapatıyo kendini odalara akşama kadar ne bok yiyo bilmiyorum" şeklinde lanse edilir tanıdıklara. Zaten dengesiz olmak zorunda olan çalışma saatleriniz bu kötü görüntünüzün cilasını oluşturur. Biri "kaç para mayış alıyon?" diye sorulduğunda verecek cevabınız yoktur. "Nerede çalışıyorsun" sorusuna verecek cevabınız yoktur. Yaptığınız işin ne olduğu, hatta çalışıp çalışmadığınız konusu bile muallakta sallanmaktadır.

Freelance Çalışmak ve Çalışma Ortamının Sağlanması


Freelance çalışmak size muhteşem rahat bir çalışma ortamı sağlar. Örneğin işinizin ortasında eşiniz perde asmak için yardımınızı ister. Kalkıp perdeleri asarsınız. Geriye döndüğünüzde çalışma ile ilgili şevk puanınız 0 olmuştur. Bunun yanında çalan telefonlar, biten ekmek, öğlen ne yiyeceğiniz ufak sorunlarla uğraşırsınız. Ha bu arada Nurhan teyzenin datçadaki yazlığına talip çıkmış mı diye kontrol etmek ulvi görevlerinizin arasındadır. Evde olmanız kafanızı daha temiz bir hale getirmez. Aksine daha çok bölünmeniz manasını taşır.

Unutmayın çalışmak için tasarlanmamış bir yerde çalışmak aslında hiç kolay değildir. Ofisteyken oturduğunuz koltuk adı üstünde ofis koltuğudur; ancak evdeyken balkondan aldığınız plastik sandalyenin sırtına yastık koyar oturursunuz. Beliniz ağrır.

Freelance Çalışmak ve Open Office çalışma ortamı


İşte bu fikir harika, sessiz sakin bir cafe ortamını bulup orada çalışmayı bende çok severim. Örneğin Starbucks'a giderim. Orada çok gürültülü olmaz ortam... hem klima olur püfür püfür... ekrandan başımı kaldırdığım zaman duvarlarda güzel fotoğraf ve tablolar... Hatta belki hoşuma gidecek bir bayanla göz göze gelme ihtimalim bile olur. Önce bir kahve içerim. Kahvenin midemi acıtmaması için yanında bir şeyler yemeliyim örneğin havuçlu kek güzel olur. Tabi 6-7 saatimi orada geçireceğime göre karnım da acıkacak... Biraz kafeyi terk eder yemek yer geri dönerim... ve bu harika günün sonunda, o gün kazandığım paranın üçte ikisini kasaya bırakmış bir armut olarak evimin yolunu tutabilirim.

Sen Ne Güzel Şeysin Svg

Zamanında grafik üretebilmek için Gimp adlı şeker cihazı öğrenmiş ; hatta Özgürlük İçin'de bir kaç eğitim yazısı hazırlamıştım [1][2][3]. Gimp bilindiği üzere piksel tabanlı grafik üreten bir yazılım. Fotoğraf işlemek için harika, ancak iş bir web sitesi ya da logo tasarlamaya gelince vektörlere ihtiyaç duyuyoruz. Vektör grafiklerin bu tip konular ile ilgili avantajlarını merak edenler için wikipedia makalesini incelemek yeterince aydınlatıcı olabilir.

Vektör grafikler kullanmam gerektiğine karar verdiğimde ise Inkscape adlı programa dalış yaptım ve ardından svg denen şey ile tanıştım. Svg bildiğiniz aşina olduğunuz XML yazımını kullanarak grafikler üretmenizi sağlıyor. Kullanmaya başladığımda oldukça hoşuma gitti. Sizle paylaşmak istedim.

Öncelikle foo.svg adında bir dosya oluşturup kaydedin, ardından bunu xml renklendirmesi yapabilen editörünüzle açın ve aşağıdaki satırları ekeyin.



Farkedildiği üzere bir svg etikenin width ve height özelliklerine çalışma alanımızın enini ve boyunu yazıyoruz. Bu arada resmi görüntülemek için firefox ile açın, kodu değiştirdikçe sayfayı yenileyerek değişimleri görebiliriniz. Şimdi bir kare ekleyelim bu yüzeyimizin içine...



Bu hareket ile birlikte 0,0 pozisyonuna, eni boyu sayfanın tamamını kaplayan bir kare koymuş oluyoruz. Şimdi sayfayı yenilelim... hiç bir şey göremeyeceğiz. Çünkü bu koyduğumuz kare ile ilgili hiç bir görünüm tanımlaması yapmadık. Peki o zaman ne yapıyoruz? svg etiketimizin içerisinde defs adında bir etiket açıyoruz ve bunun içine css dosyamızı yazıyoruz ! :)



Tekrar firefox'a gidelim, kırmızı karemiz karşımızda. Buradaki defs etiketi içerisinde Css tanımlamaları yapabildiğimiz gibi, gradyanlar, efektler ve filitreler ile ilgili tanımlamaları da yapabiliyoruz. Örneğin çizdiğimiz kare düz kırmızı olmak yerine siyahtan beyaza giden bir gradyana sahip olsun dedik diyelim. Bu durumda kendimize bir gradyan tanımlar ve karemizin fill değerini düz renk olarak göstermek yerine gradyan tanımlamamızı gösteririz. Hadi yapalım..




Burada gradient1 adında bir gradyan tanımlaması yaptık ve css bölümündeki doldurma (fill) tanımına bu gradyanı göstererek. Karenin düz renk ile değil bir gradyan ile doldurulmasını sağlamış olduk. Gradyan tanımlaması nispeten karışık gibi. Şöyle tarif edeyim ; normalde elinizde bir grafik programı olduğunu ve gradyan oluşturak için fareyi bir noktada tutup diğerine sürükleyip bıraktığınızı düşünün. Burada x1,y1 farenin tuşuna bastığınız noktayı, x2,y2 de bıraktığınız noktayı temsil ediyor. Yani gradyanın başlangıç ile bitiş noktalarını.

linearGradient etiketi içerisindeki stop etiketleri ise hangi noktda hangi rengin bulunacağını ifade ediyor. Biz burada gradyanın başlangıç noktasında #000000 (siyah) ve bitiş noktasında ise #ffffff (beyaz) rengini kullandık. Bu sayede başlangıçtan uca kadar siyahtan beyaza giden bir geçiş elde ettik.

Bu kadarlık bilgi ilginizi svg konusuna çekmeye yetmiştir diye tahmin ediyorum. Son bir kıyak olarak ise bilsin için yaptığım logo çalışmasının kodunu veriyorum aşağıda. İnceleyip kendinize göre modifiye edebilir kendi logolarınızı oluşturabilirsiniz.



Çıktısı şu şekilde :

logo

Svg ile ilgili bulabileceğiniz bazı kaynaklar:

http://www.w3.org/Graphics/SVG/
http://tr.wikipedia.org/wiki/SVG
http://www.w3schools.com/svg/default.asphttp://wiki.svg.org/index.php/Main_Page

14 Şubat 2011 Pazartesi

Yazmak

Bu gün oturup biraz blog okumaya çalıştım. Yapamadım, nedense artık fazla geliyor... Eskiden çok olmasa da boş vakitlerimde bloglar arasında gezip yeni yazılar yazarlar keşfetmeyi severdim. Şimdi ise artık -bilmiyorum bana mı öyle geliyor- İnternet o kadar çok doldu ki bu tip içerikle kirlilik oluştu sanki.

İlginçtir, blog nedir nasıl yazılır yok wordpress nedir falan filandan haberi olmayan çocuklar Facebook'un Notlar uygulaması sayesinde uzun uzadıya bir şeyler karalamaya, arkadaşlarına bakın ben ne yazdım demeye başladılar. Meğer ne çok şeyi varmış herkesin söyleyecek. Bu güzel tabi bir yerde kendini ifade etmek önemli, ama konum bu değil. Bu insanların cesaretleri beni hayran bırakıyor daha çok. İnternet üzerinden bir yazıyı yayınlamak bana çok ciddi bir şeymiş gibi geliyor. Yani Facebook'da arkadaşının duvarına birşey yazmak gibi değil yazı yayınlamak. Hadi şu masanın etrafına oturun ve söyleyeceklerimi dinleyin demek gibi bir şey. Bir kürsüye çıkıp, tanıdığın tanımadığın bir sürü insana vaaz vermek gibi.


Ben böyle düşündüğüm için bana sorumluluğu olan bir şeymiş gibi geliyor. Örneğin eski blogumdaki bir yazı 2006 dan beri 10bin defa okunmuş... Bu bir gazete sayfasına çıkmakla neredeyse aynı. Bu yüzden en azından yapabildiği kadarıyla insan imlasını düzgün tutmaya çalışmalı. Evden çıkmadan önce 50 dakikasını ayna karşısında geçiren birinin bir yazıyı yazıp bir kez bile okumadan yayınlaması bana çok komik geliyor. Tabi hiç kimse bir yazarlık mertebesinde iş çıkarmak zorunda değil ama en azından elinden geleni yapmalı.

İçerik açısından ise bir şeyler vermek lazm insanlara diye düşünüyorum. Hayatıma dönüp baktığımda yazmaya-insanlara anlatmaya değer pek birşey bulamıyorum çünkü yaşadığım en kallavi aşk hikayesi bile satırlara döküldüğünde karşı taraf için klişe ya da sıkıcı bir hikayeden fazlası olmaz gibi geliyor. Bunun dışında aslında kendimi oldukça zeki bulmama rağmen söylediğim sözlerin hayata bakış açımın insanların dimağında bir yer edeceğini de düşünmüyorum. Birilerinden etkilenmek isteyen gider Sarte okur ne bileyim Schopenhauer okur bana mı kaldı?

Eh ben bunları düşünedururken millet şakır şakır yazı yazıyor, "Hayat..." gibi babacan, iddalı başlıklar atıyor. Pek okuyasım gelmiyor açıkcası.